Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Temmuz, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Karanlıkta Bir Sinema: The Draughtsman's Contract

  Bir viyola teli gibi gergin bir öğleden sonra ışığında başlar her şey. Çim biçilmiş, meyveler dizilmiş, saçlar pudralanmış, cümleler cilalanmıştır. 1694 İngiltere'sinde bir malikâne, kendi kendini seyreden bir tiyatro sahnesine dönüşmüştür ve içindeki her insan replik söylemektedir — hakikati değil. Peter Greenaway'in 1982 tarihli ilk "konvansiyonel" uzun metrajı The Draughtsman's Contract , bir cinayet gizemi kılığına girmiş bir sanat-iktidar denemesidir; çözülmeyi değil, seyredilmeyi talep eden bir bilmecedir. Michael Nyman'ın Purcell'den devşirdiği barok-punk müziği eşliğinde, bir adam bir malikâneyi çizmeye gelir; tam da mesleğinin gururuyla, gördüğü her şeyi tarafsızca kaydettiğine inanır. Görmek ile anlamak arasındaki o eski uçurum, filmin tam ortasında sırıtarak durur. Adın Sırrı: The Draughtsman's Contract "Draughtsman" kelimesi İngilizcede teknik bir zanaatkârı işaret eder: mimari plan çizen, ölçekle, cetvelle, ızgarayla çalışan ki...

Karanlıkta Bir Sinema: The Draughtsman's Contract

  Bir viyola teli gibi gergin bir öğleden sonra ışığında başlar her şey. Çim biçilmiş, meyveler dizilmiş, saçlar pudralanmış, cümleler cilalanmıştır. 1694 İngiltere'sinde bir malikâne, kendi kendini seyreden bir tiyatro sahnesine dönüşmüştür ve içindeki her insan replik söylemektedir — hakikati değil. Peter Greenaway'in 1982 tarihli ilk "konvansiyonel" uzun metrajı The Draughtsman's Contract , bir cinayet gizemi kılığına girmiş bir sanat-iktidar denemesidir; çözülmeyi değil, seyredilmeyi talep eden bir bilmecedir. Michael Nyman'ın Purcell'den devşirdiği barok-punk müziği eşliğinde, bir adam bir malikâneyi çizmeye gelir; tam da mesleğinin gururuyla, gördüğü her şeyi tarafsızca kaydettiğine inanır. Görmek ile anlamak arasındaki o eski uçurum, filmin tam ortasında sırıtarak durur. Adın Sırrı: The Draughtsman's Contract "Draughtsman" kelimesi İngilizcede teknik bir zanaatkârı işaret eder: mimari plan çizen, ölçekle, cetvelle, ızgarayla çalışan ki...

Phantom Thread: İğnenin Ucundaki İtiraf

  Giriş: Bir kadın, ateşin ışığında konuşuyor. "Reynolds hayallerimi gerçekleştirdi," diyor, sesi düz, neredeyse resmi, sanki bir ifade tutanağına konuşuyormuş gibi. Karşısında kim oturuyor, göremiyoruz. Film daha ilk karesinde bize bir yalanla mı, yoksa bir gerçekle mi karşı karşıya olduğumuzu söylemiyor; sadece bekletiyor, bir itirafın eşiğinde bırakıyor bizi ve sonra hiçbir açıklama yapmadan geriye gidiyor — aylar öncesine, bir adamın sabah rutinine. Aynada kravatını düzeltişine, saçını tarayışına, çorabını çekişine, ayakkabısını bağlayışına: bir törenin, neredeyse bir ayinin ilk adımlarına tanık oluyoruz. Paul Thomas Anderson bize dikişin altındaki ipliği gösteriyor daha en baştan, ama biz bunu ancak film bittiğinde fark edeceğiz. Phantom Thread, görünürde bir moda evinin öyküsü — İkinci Dünya Savaşı sonrası Londra'sında, kraliyet ailesinin ve sosyetenin elbiselerini diken bir "House of Woodcock"un iç işleyişi. Ama Anderson'ın asıl anlattığı, iki insanın...

Kayıtsızlığın Fiziği: Un Homme Qui Dort Üzerine

Kayıtsızlığın Fiziği: Un Homme Qui Dort Üzerine Karanlıkta bir sinema "...just to wait until there is nothing left to wait for." — Un Homme Qui Dort Bir gün uyanırsın ve kalkmak istemezsin. Ertesi gün de. Sonra bir sınava girmezsin, sonra bir arkadaşını arama zahmetine katlanmazsın, sonra aynadaki yüzünü bile artık kendi yüzün gibi görmezsin. Ve fark etmeden, sessizce, bir eşikten geçmiş olursun — dünyanın seni artık gerçekten göremediği, ya da senin dünyayı görmeyi bıraktığın bir eşikten. Georges Perec ve Bernard Queysanne'ın Un Homme Qui Dort 'u[^1] (1974), işte tam bu eşiği anlatıyor: bir insanın, hiçbir çığlık atmadan, hiçbir kapıyı çarpmadan, kendi hayatından nasıl sessizce çekilebileceğini. Jacques Spiesser'in canlandırdığı öğrencinin ağzından tek bir kelime çıkmaz filmde. Onun yerine bir kadın sesi konuşur — Ludmila Mikaël'in sesi — ve ona "sen" der, sanki içindeki en derin, en sessiz sesi ona geri okuyormuş gibi. Perec bu projeyi, tek bir ka...

Memento: Geriye Doğru Akan Bir Adamın Portresi

Bir adam düşünün: her on beş dakikada bir dünyaya yeniden doğuyor. Önceki on beş dakika onun için yok — silinmiş, asla yaşanmamış gibi. Elinde sadece kendi el yazısıyla yazılmış notlar, birkaç Polaroid fotoğraf ve derisine kazınmış cümleler var. Bu adam, hafızasının ona ihanet ettiği her an, geçmişin yerine bir hikâye kurmak zorunda kalıyor. Ve işte tam burada, Christopher Nolan'ın 2000 yapımı Memento 'sunun asıl sorusu başlıyor: hafıza olmadan kimlik mümkün mü, yoksa kimlik zaten en başından beri kendimize anlattığımız bir yalandan mı ibaret? Leonard Shelby (Guy Pearce), karısının tecavüze uğrayıp öldürülmesinin ardından anterograd amnezi denen bir rahatsızlığa yakalanır: yeni anı oluşturamaz. Saldırıdan önceki her şeyi hatırlar, ama saldırıdan sonraki hiçbir şeyi kalıcı olarak biriktiremez. Katili bulup öldürmek onun tek amacı haline gelir — ama bu amaca, unutmadan önce ulaşabilecek mi, yoksa unutmanın kendisi mi onun gerçek düşmanı? Nolan'ın Planı Nolan'ın Memento ...
Karanlıkta Bir Sinema — dünya sinemasına ve auteur filmlere dair Türkçe denemeler.